YAŞAR HOCANIN ARDINDAN
İnsanlar ve doğa için ders niteliği taşıyan önemli anlar vardır.

Mehmet Durmuş
efesinsesi@gmail.com -YAŞAR HOCANIN ARDINDAN
İnsanlar ve doğa için ders niteliği taşıyan önemli anlar vardır.
Deprem gibi…
Yahut şiddetli yağışların ardından ortaya çıkan, hepimize acı da olsa önemli dersler veren tablolar gibi…
Bazı insanların gidişleri de öyledir.
Tıpkı doğa gibi, geriye önemli dersler bırakarak giderler.
Hüzün de yoğundur…
Gurur da!
Anlayabilen için…
Dün yoğun kalabalıkların; önce cenaze namazında, ardından defin sırasında ve hatta acı haberin alındığı ilk andan itibaren ortaya koyduğu tablo da hepimiz için ders niteliğindeydi.
Kimlere dokunmamış ki Yaşar Hocam!
O TABLO!
Selçuk Mezarlığı'nın girişinde dolmuştan inip defin alanına doğru yaklaşırken gördüğüm tablo, bu satırları yazmaya karar vermeme neden oldu.
Belki sizler de benim gibi Yaşar Hocamızı, milliyetçi-muhafazakâr kimliğiyle tanıyordunuz.
Oysa dün ortaya çıkan tablo, bunun çok daha ötesinde bir anlam taşıyordu.
Evet, milliyetçi-ülkücü camia her zamanki gibi ailesinin / evlatlarının yanındaydı.
Evde…
Hastane çevresinde…
Camide…
Mezarlıkta…
Beklendiği gibi…
Ancak dün, cami avlusuna sığmayan cenaze namazının ardından mezarlıkta çok daha başka bir tabloya tanıklık ettik.
Birbirinden çok farklı siyasi görüşlerden insanların, ilçenin farklı kesimlerinin ve farklı yaşam biçimlerinin aynı acı ve aynı duygu etrafında buluştuğuna şahit olduk.
Ani gelen ölüm acısı ne denli yürekleri yaksa da Yaşar Hocanın evlatlarına bıraktığı “tablo” muhteşemdi.
Ne mutlu…
Kentin ülkücüsü de oradaydı, devrimcisi de.
Kürdü de oradaydı, göçmeni de, Lazı da…
MHP'lisi de oradaydı, eski ÖDP ilçe başkanı da.
CHP İlçe Başkanı da oradaydı, AK Partilisi de…
Özetle, siyasetin bütün tonları oradaydı.
İlçe Kaymakamı da…
Belediye Başkanı da…
Birçok kurum müdürü de çalışanlarıyla birlikte oradaydı.
Dedim ya!
Ders niteliğindeydi Yaşar Hocamın cenazesi.
Belki de son dersini, vefatıyla veriyordu.
Çünkü insanları siyasi görüşleriyle, dünya görüşleriyle, kimlikleriyle değil; insanlıkta buluşturmanın mümkün olduğunu gösteriyordu.
Bu tablo, yıllar önce Mehmet abinin (Onbaşı) cenazesini hatırlattı bana.
NASIL BİLİRDİNİZ?
Yaşar Hocamı yakından tanıma fırsatı buldum.
Vatan sevgisi, yardımseverliği ve üzerine adeta farz addettiği iyilikleriyle öne çıkan, babacan bir insandı.
Her daim saygınlığını koruyan, pamuk yürekli hocama Allah'tan rahmet diliyorum.
Hani, ölen kişinin ardından cenaze namazı kılındıktan sonra sorulur ya:
“Merhumu nasıl bilirdiniz?”
Ve helallik istenir…
Mezarlıktan dönüşte, yıllardır tanıdığım has bir TKP'li ağabeyle sohbet ederken söylediği şu cümle takıldı aklıma:
“Üzüldüm. İyi bir dostumdu.”
İşte o an bir kez daha gördüm ki…
Yaşar Hocamdan yalnızca bir camia değil,
Koskoca bir Selçuk razıymış.
Belki de asıl mesele buydu.
Bir insanın ardından ne kadar kalabalığın toplandığı değil…
O kalabalığın ne kadar farklı insanı temsil ettiği.
Ve hepsinin aynı cümlede buluşabilmesi:
“İyi bir insandı.”
Şairin dediği gibi:
Sakın bitti sanma her şeyi,
Sevdiğin kadar sevileceksin.
Güneşin doğuşundadır doğanın sana verdiği değer.
Ve karşındakine değer verdiğin kadar insansın.
Yaşar Hocamın ardından geriye kalan bu güzel tablo, hepimize bir şey söylüyor:
Siyaset ayrıştırabilir…
Dünya görüşleri farklılaştırabilir…
Kimlikler bizi birbirimizden uzaklaştırabilir.
Ama iyi insan olabilmek, bütün bu sınırların ötesindedir.
Ve bazı insanlar, hayattayken olduğu gibi, giderken de ders verir.
Yaşar Hocam da dün son dersini verdi.
İnsanlığımızı unutmamamız / her daim hatırlamamız dileğiyle…