YANINDAYIM GÜLÜM…
Mevcut iktidar yönetiminin başladığı dönem öncesinde, yani yaklaşık çeyrek asır öncesi biri çıkıp ta bana ‘başlıktaki ifadeyi kullandığı için bir insanın cezalandırılacağını’ söyleseydi eğer o kişinin beyin varlığıyla ilgili ciddi bir şüpheye kapılırdı

Hüseyin Taşyakan
tasyakan66@gmail.com -YANINDAYIM GÜLÜM…
Mevcut iktidar yönetiminin başladığı dönem öncesinde, yani yaklaşık çeyrek asır öncesi biri çıkıp ta bana ‘başlıktaki ifadeyi kullandığı için bir insanın cezalandırılacağını’ söyleseydi eğer o kişinin beyin varlığıyla ilgili ciddi bir şüpheye kapılırdım değerli okuyucular.
Ancak bahsettiğim sürecin özellikle son zamanları itibariyle bu durumun artık (birçoğunuzun da katılacağını düşündüğüm) çok doğal olduğu kanısındayım. Zira nereye baksanız bir kin, nefret ve düşmanlık üzerine söylemlerin kol gezdiği bir dönem yaşıyoruz.
Buna en çok sosyal medya dediğimiz ortamda rastladığınız da muhakkaktır. Yakın geçmişte “Taş Olsa Çatlar İnsan” başlığıyla kaleme aldığım yazımda detaylarını sıralamıştım, bir kez daha burada sıralamanın gereği yok sanırım.
Özellikle muktedir olanlardan aldığı cesaretle, şuursuz bir şekilde kendi düşüncesinde olmayanlara karşı saldırgan bir tavır sergileyen bu sosyal medya vampirlerinin yanı sıra, bürokraside liyakatten uzak ahbap çavuş ilişkileri kapsamında göreve getirilmiş kimliklerin varlığı ise bahsettiğim nefret, kin ve intikam hislerinin had safhaya tırmanmasına olabildiğince katkı sağlamıştır.
Zira bu liyakatsiz kimliklerin her biri (yine muktedirlerden aldıkları cesaretle), oturduğu makamı kişisel ikbal ve menfaatleri doğrultusunda kullanmakla beraber, toplumun içine nifak sokacak kadar ötekileştirmeye dönük eylemlerde bulunmaktadırlar.
Belli ki yaranmayı ve daha yüksek bir makam sahibi olmayı hedefleyerek, “Ben de buradayım” “Beni de gör” bağlamında muktedire ‘gel gel’ yapıyorlar. Unuttukları şey ise, oturdukları mevkilerin gerçek sahibi halka karşı sergiledikleri bu tavır ve tutumlarının hesabını bir gün mutlaka yargı önünde verecek olmalarıdır.
Biliyorsunuz, üniversiteli gençlerin (Anayasamızın 25., 26. ve 34. maddeleriyle güvence altına da alındığı üzere) bir gün için ‘alışveriş yapmıyoruz’ çağrısıyla başlattıkları boykot için destek verenler de oldu vermeyenler de. Bu konuda her bireyin aldığı/alacağı karar en demokratik haklarıyken, çağrıyı destekleyenlere karşı özellikle yandaş medyadaki yalakaların hakarete varan söylemler ile ihanet suçlamasında bulunduğuna şahit olduk. Oysa aynı tipler daha 2-3 ay öncesi muktedirlerin ilan ettikleri ‘boykot’ kararları için ses çıkarmadıkları gibi olabildiğince destek açıklamalarında bulunduğunu biliyoruz.
İşte bu, 2 Nisan tarihi için yapılan boykot çağrısına destek verenlerden biri de uzunca bir zamandan beri TRT’ de yayınlanan ‘Teşkilat’ dizisinin başrol oyuncularından Aybüke Pusat oldu.
Yukarıda bahsettiğim gibi, kendi ikbali için oturduğu makamı kullanan bürokratlardan biri olan TRT Genel Müdürü şahıs, (yine iddia ettiğim gibi) muktedirlere yaranmak maksadıyla kendisine buradan vazife çıkarıp oyuncunun dizi kadrosundan çıkarıldığını açıkladı. Üstelik bunu yaparken, dizinin çekilip stokta tutulan gelecek bölümlerinin kayıtlarını imha etmeyi de düşünecek kadar coşkulu bir vazife aşkı(!) ile dolu olduğuna şahit olduk değerli okuyucular.
İktidara ve muktedire yakın durduğunu ispat etmek uğruna ve asıl sahibinin milletin olduğu bir kurumu zarara uğratmak pahasına, muhalif kanada nasıl bir kindarlık hissiyatında olduklarının takdirini siz değerli okuyucularıma bırakıyorum.
Aybüke Pusat’ın dizi kadrosundan çıkarılışının akabinde, 6 yıllık sevgilisi Furkan Andıç’ın destek maksadıyla (doğal olarak) “Yanındayım Gülüm” paylaşımından ötürü kendisinin de yine TRT ekranlarında yayınlanan “Muhabir” dizisinden çıkartılması ise aklıselim sahibi olanlara ‘yok artık!’ dedirtecek kadar, birilerinin ikbal ve menfaatleri uğruna birilerine kin besleyebileceklerinin göstergesi olmuştur diye düşünüyorum.
İşte ne hazindir ki değerli okuyucular, tarihe utanarak not düşeceğimiz bir dönemin içinden geçiyoruz.
Asıl sahibinin milletin olduğu makam ve mevkilerde oturanların, muktedirlere yaranmak uğruna görevlerini kötüye kullanarak, anayasal güvence altındaki en demokratik haklarını kullananlara zulmettiği, bu zulme karşı zulmedilenlerin yanında duranların bile cezalandırıldığı ve gelecekte çocuklarımıza anlatmaya bile hicap duyacağımız talihsiz günleri yaşıyoruz.
Cezaevinde başlattığı açlık grevindeyken hayatını kaybeden İrlandalı siyasetçi Bobby Sands’ın gelecek aydınlık günlere dair umut barındırdığını düşündüğüm “Bizim intikamımız çocuklarımızın atacağı kahkahalar olacak…” cümlesinden yola çıkarak ve yaşadığımız bu talihsiz ve hazin durumdan kurtulabilmek umuduyla noktalamak istiyorum.
“Herkes önceden izin almadan silahsız ve saldırısız toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkına sahiptir.” İfadeleriyle Anayasanın 34. Maddesinde güvence altına alınmış olarak, bu ülkenin aydınlık yarınları için, şiddete başvurmadan demokratik haklarını kullanmış ve kullanacak olan herkese, (başlıkta da özellikle altını çizmek maksadıyla kullandığım üzere) amasız ve fakatsız olarak söylüyorum;
Yanındayım Gülüm…